PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Küçük bedenlere büyük gelen acılar


Tanem
01-11-2008, 12:45 PM
Oysa o kadar çokmuş ki çocuklar. O kadar büyükmüş ki yaraları... Yaşadıkları yerler, sosyo-ekonomik düzeyleri fark etmiyormuş...

"Adı önemli değil, fiziksel yapısı da... Hatta genellikle cinsiyeti de. Biz ona şimdilik sadece çocuk diyelim.. 'Çocuk' ne demekse; tüm kırılganlığıyla, tüm toyluğu, şımarıklığı, sevimliliği, tüm oyunculuğuyla... Önemli olan tek şey, küçük yaşına büyük gelen deneyimleri. Hafızasının bir köşesine, hareketlerine, dünyaya bakışına, geleceğine sinen bir koku. Zamanla öfkeye dönüştürdüğü bir büyük şaşkınlık. Ama hepsi yaşından büyük, çok büyük... Alt komşunuzun çocuğu olabilir, girmeye korktuğunuz gecekondu mahallelerinde ya da...
Güvenlikli sitesindeki lüks dairesinde de uyuyabilir her gece. Bu da önemli değil. Sizin evde olabilir ya da bizim evde..."
Bu yazı böyle başlayacaktı. Ve 'çocuklara cinsel tacizin en çok aile içinde olduğunu' anlatacaktı. Korktuğunda yanına koşmak istediği babasının, beraber büyüdüğü ağabeyinin, oyun arkadaşı komşunun, hani hepimizin küçüklüğündeki o perde arkası canavarı haline gelmesini, üstelik bunun bir kabus değil gerçek olmasını anlatacaktı.

Elleriyle gözlerini, "etraf ne der" korkusuyla ağızlarını kapatan tanıkları harekete çağıracaktı. Ailesinde, çevresinde bu tarz şeylerle karşılaşanlara başvuracakları yerleri anlatacaktı. Karakollara, Cumhuriyet Savcılığı'na, sosyal hizmetlere gidebileceklerini, çoğu hastanede ilgili birimler bulunduğunu söyleyecekti. Ama bitemedi yazı. Aylardır iki yazılıp bir silinen, başı aynı kalan, sonu gelmeyen hayaletli bir metin olarak kaldı. Çünkü araştırmak için tıkladığım her bir web sayfasından yoğun bir korku sızdı masamın üstüne. Dayanamadığım acılar sızdı. 18 aylık bebeğe tecavüz eden, kendi çocuğuna kabuslar yaşatanlara, tehditlerle çığlıkları bastıranlara duyulan nefret sızdı. "Benim evliliğim de bozulur" dedi, "bana da şiddet uygular" dedi, "etrafa rezil olurum" dedi, sustu cinsel istismara uğrayan çocukların anneleri. İstismarı yapanlar reddetti, şikayette bulunanları tehdit etti, kaçtı gitti ya da... Ortada kalan bu büyük utanç da kimse sahiplenmeyince kala kala çocuğun ayaklarına pranga olarak kaldı. Hayatı boyunca ardında usul usul takip edecek, hep var olacaktı.

Çocukları farketmek
Oysa o kadar çokmuş ki çocuklar. O kadar büyükmüş ki yaraları... Yaşadıkları yerler, sosyoekonomik düzeyleri fark etmiyormuş. Zengin ya da fakir, iyi giyimli veya salaş, kibar veya kaba ayırt etmeden herkesten tehlike gelebiliyormuş. Hatta eğitimli, düzgün görünümlü çocukların güvenini kazanabilen insanlar olmaları işlerini kolaylaştırıyormuş. Ve aslında bunun üstesinden gelmek de çok zor değilmiş. Yeter ki biz biraz farkında olmalıymışız çevremizin. Biraz da cesur. Ve suçluların cezalandırılacaklarına ilişkin güvenimizi daha iyi sağlamalıymış yetkililer. Dedim ya bu yazı, bilgi veren bir yazı olacaktı, ben okuduklarımdan bu kadar etkilenmeseydim. Böyle bitecekti.
Ankara'da sadece bu gibi olaylarla ilgilenen bir merkezden bahsedecektim size bir de: Gazi Üniversitesi

Çocuk Koruma Merkezi. Her biri alanında uzman kişilerin hem çocuğa hem ailenin diğer bireylerine nasıl yardımcı olduklarını, yaşadıkları travmanın etkisini nasıl hafiflettiklerini anlatacaktım. Olayı hem tıbbi, hem psikolojik, hem sosyal hem de adli süreçler anlamında nasıl takip ettiklerini. En iyisi ben susayım, merkezin müdür yardımcısı Doç. Dr. Figen Şahin anlatsın çocuğun dramını: "Türkiye'de istismar daha yeni yeni üzerinde konuşulmaya başlanabilmiş bir konu. Son zamanlarda medyanın da ilgisini konuya yöneltmesiyle olgular ortaya çıkmaya başladı. Özellikle cinsel istismar toplumda bir tabu. İstismara uğrayan çocuğun ve ailesinin 'namusunun kirlenmesi' gibi çarpık değer yargıları nedeniyle başlarına böyle bir olay gelen aileler resmi kurumlara şikayet etmiyor, kendi içlerinde halletmeye çalışıyorlar. Böyle bir ortamda Türkiye'deki resmi kurumlara yapılmış başvuru sayılarına bakmak istismarın gerçek sıklığını göstermiyor doğal olarak...

Tüm Türkiye'yi temsil eden büyük çaplı araştırmalar olmamasına karşın, çeşitli bölgelerde erişkinlerle yapılmış anket tarzı çalışmalarda gerek fiziksel gerek cinsel örselenmenin oldukça yüksek oranlarda (Fiziksel: yüzde 30-35 gibi, cinsel yüzde 10-15) olduğu görülüyor. Cinselliğin baskı altında olduğu toplumlarda, cinsel istismarın, özellikle ensest türü ilişkilerin çok olduğu da biliniyor. Bizim ülkemiz için de bunun böyle olduğu söylenebilir. Bu olayları yaşayanların sadece çok az bir kısmı hastanelere tıbbi ve psikolojik yardım almak için, daha da az bir kısmı karakol ve mahkeme gibi resmi kurumlara başvuruyor.

Tam istismar sayısını bilmediğimiz için yüzde kaçının başvurduğunu söylemek mümkün değil ama bizim hastanemize başvuranların bile çok az bir kısmının savcılığa şikayette bulunmak istediklerini söyleyebilirim. Neden başvurmak istemiyorlar derseniz, öncelikle olayın konu komşu vb. arasında duyulması onları zor duruma sokuyor. Bir de sonuçta sisteme çok güvenmiyorlar, suçlu cezalandırılmayacak, olan çocuğumuza olacak, mahkemelerde sürüneceğiz gibi düşünceleri var. İstismarın sosyokültürel düzeyle ilişkisi fiziksel istismarda belirgin. Yani insanlar eğitimsiz oldukça ve ekonomik durumları kötü oldukça daha çok şiddet uyguluyorlar ama bu eğitimli insanlar çocuklarını dövmüyor anlamına da gelmiyor maalesef. İnsanların kendi anne babalarından edindikleri değerler, rol modeli olarak onları almaları oldukça önemli ama eğitim düzeyi arttıkça insanlar daha iyi anne baba olma çabasına da giriyorlar."

Çevrenizde dramını anlatmak istediğiniz çocuklar varsa, susmayın ne olur...


ÖZNUR TURALIOĞLU
(Gazi Üni., Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezi, Müd.: Prof. Dr. Ufuk Beyazova, adres: GÜ Tıp Fakültesi, Beşevler/Ankara, Tel: 0 312-202 5891 cocukkorumamerkezi@gazi.edu.tr)