macline
10-10-2007, 08:24 PM
Soru: Zekâtın, dinimizdeki yerini ve farz kılınmasını izah eder misiniz?
Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.
Zekât, ibadetlerin en büyüklerinden ve İslâm’ın beş temel şartından biridir. Zekât, ALLAH Teâlâ’nın Müslüman zenginlere seneden seneye mallarının kırkta birini Müslüman fakirlere vermelerini emrettiği yıllık mali bir ibadettir. Namaz, bedenen yapıldığı gibi, zekât da mal ile yapılan bir ibadettir ve adeta namazın ikiz kardeşi gibidir. Kur’an-ı Kerim’de tam sekseniki yerde namaz ile zekât beraber zikredilmişlerdir. Bunun sebebi, namazla zekât arasında kuvvetli bir bağın oluşudur. Namaz, İslâm’ın direğidir. Namazı terkeden dininin direğini yıkmış olur. Zekât ise Ebu Derda (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ifadesiyle:
“İslâm’ın köprüsüdür.” (Taberanî, el-Mu’cemu’l-Evsat, No: 8932; 9/432; Beyhekî, Şuabu’l-İman, No:2752, 3/20) Bu köprüden geçmeyen kurtuluşa eremez. Toplum hayatının huzur ve saadeti için çok büyük önem taşımaktadır.
Zekât hicretin ikinci yılında Ramazan orucundan evvel farz kılınmıştır. Zarurat-ı diniyyeden sayılı, muhkem bir farizadır. Farziyeti: Kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir. Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Namazı dosdoğru kılınız, zekâtı veriniz ve Resûlullah’a itaat ediniz ki ilahi rahmete kavuşturulasınız. (Nûr Sûresi: 56)
Abdullah b. Ömer (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur: ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacc etmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhari, İman:1,2, Tefsir; Sure:2; Müslim, İman:19-22; Tirmizi, İman:3; Nesai, İman: 13)
Ayrıca Cibril hadis-i şerifi diye bilinen hadis-i şerifte de Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“İslâm, ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâ’be’yi ziyaret etmen, hac yapmandır.” (Müslim, İmân: 40, 1/37, Buhârî, İman:37)
Görüldüğü üzere her iki hadis-i şerifte: “Zekât” ibadeti İslâm’ın beş temel esası arasında zikredilmiştir. Hakiki Müslüman olabilmek için işbu beş temel esası yapmak zaruridir.
Talha b. Ubeydullah (R.A.)’den rivayete göre: Necd ahalisinden saçı darmadağınık, fakir bir kimse Resûlullah (S.A.V.) Efendimize geldi. Uzaktan sesini karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet yaklaştı. Meğer İslâm’ın ne olduğunu soruyormuş. Bu suale karşı Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Bir gün bir gece içinde beş vakit namaz.” buyurdu.O zat:
- Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı? diye sordu.
Hayır, meğer ki kendiliğinden kılasın.” buyurdu. Ondan sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
Bir de Ramazan orucu.” buyurdu. O zat:
- Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz de:
Hayır, meğer ki kendiliğinden tutasın.” cevabını verdi. Talha dedi ki: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, zekâtı da ona söyledi. O zat yine:
- Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Yine Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
Hayır, meğer ki kendiliğinden veresin.” cevabını verdi. Bunun üzerine o Necdî fakir zat:
- VALLAHi! Bundan ne fazla, ne de eksik bir şey yapacak değilim, diyerek arkasını dönüp gitti. Bunu duyunca Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
Eğer doğru söylüyorsa, felah buldu gitti.” buyurdu. (Buhari, Savm: 1, No: 1792, 2/669)
Abdullah b. Abbas (R.A.)’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Muaz b. Cebel (R.A.)’yu Yemen’e vali olarak gönderirken kendisine:
“Ey Muaz! Sen kitab ehli olan bir kavim üzerine vali gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey: ALLAH Teâlâ’ya ibadet etmek olsun. Onlar ALLAH Teâlâ’yı tanıdıkları zaman, ALLAH Teâlâ’nın onlara gündüz ve geceleri içinde beş vakit namaz farz kılmış olduğunu haber ver. Onlar bu namazları ifa ettikleri zaman da ALLAH Teâlâ’nın onlara mallarından alınarak fakirlere verilecek olan bir zekâtı farz kıldığını onlara haber ver. Ve sen, insanların mallarının en iyilerini almaktan da sakın.” (Buhari, Zekat: 40,63, Megazi: 60, Tevhid: 1; Müslim, İman: 29,31; Ebu Davud, Zekat: 5; Tirmizi, Zekat: 6; Nesai, Zekat: 46; İbn-i Mace, Zekat:1; A. b. Hanbel, 1/233; Darimi, Zekat: 1,9.)
Ebu Ümame (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Rabbinize ibadet ediniz! Beş vakit namazınızı kılınız! Ramazan ayındaki orucunuzu tutunuz! Beytinizi yani Kâbe’yi haccediniz! Mallarınızın zekâtını gönül hoşluğu ile veriniz ki Rabbinizin cennetine giresiniz.” (Ahmed b. Hanbel, No:21757, 5/262)buyurdu.
Süveyd b. Hacir (R.A.) dayısından naklen şöyle anlatıyor: Arafat ile Müzdelife arasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizle karşılaştım. Devesinin yularına yapışarak ricada bulundum:
- Ya Resûlellah! Beni Cennete yaklaştıran ve de Cehennemden uzaklaştıracak ameller nelerdir? Bana öğretir misiniz? Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“ALLAH Teâlâ’ya yemin ederim ki, sen meseleyi özetleyerek sordun. Fakat büyük bir gerçekten, kelimelerle izahı uzun bir hakikatten söz ederek cevap istedin. O halde iyi dinle! Beş vakit namazı kıl, farz olduğunda zekatı ver. Kâbe’yi hac et ve bir de insanların sana yapmalarını sevip istediklerini onlara da yap, insanların sana karşı yapmalarını istemediklerini de onlara yapma! Öğreneceğini öğrendin. Artık devenin yularını bırak bakalım!” (Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir, No: 7284, 8/27 )
Diğer yandan da asırlar boyunca bütün müçtehitler de zekâtın farz olduğu hususunda icma etmişlerdir.
Binaenaleyh zekâtın farz oluşunu inkâr eden kişi kâfir olur. Eğer bu kişi İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında ise kendisi üç kere tevbeye çağrılır.
Zekâtı verenler dünyada ödenmesi gereken bir borçtan, ahirette ise azabtan kurtularak sevaba nail olurlar. Maalesef günümüz Müslümanlarının en çok unuttuğu ibadetlerden biri de zekâttır. Unutulan bir farzın yaşatılmasına Yüce Rabbimiz, elbette büyük sevaplar ikram ve ihsan edecektir.
Zekâtı vermeyenler ise büyük bir günah işlemiş olurlar. Zekât, malın temizliği için ALLAH adına fakirlere verilmesi gereken kısımdır. Zekatı verilmeyen mal kirli kabul edilir. Bu konuda ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde çok çarpıcı örnekler bulunuyor. Zekât borcunu ödemeyenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Altını ve gümüşü yığıp-biriktirip de onları ALLAH Teâlâ’nın yolunda harcamayanlar, mallarından zekât, hayır ve hasenat hakkını ödemeyenler... yok mu? İşte bunlara pek acıklı, elem verici bir azabı müjdele! O gün ki bu paralar, üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da, bunlarla o kimselerin alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak. Onlara denilir ki: İşte bu, kendiniz için toplayıp biriktirdiğiniz servettir! Artık saklayıp yığmakta olduğunuz şeylerin azabını haydi tadın bakalım!” (Tevbe Sûresi: 34-35)
Mehmet Talu Hocafendi / İtibarHaber
Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.
Zekât, ibadetlerin en büyüklerinden ve İslâm’ın beş temel şartından biridir. Zekât, ALLAH Teâlâ’nın Müslüman zenginlere seneden seneye mallarının kırkta birini Müslüman fakirlere vermelerini emrettiği yıllık mali bir ibadettir. Namaz, bedenen yapıldığı gibi, zekât da mal ile yapılan bir ibadettir ve adeta namazın ikiz kardeşi gibidir. Kur’an-ı Kerim’de tam sekseniki yerde namaz ile zekât beraber zikredilmişlerdir. Bunun sebebi, namazla zekât arasında kuvvetli bir bağın oluşudur. Namaz, İslâm’ın direğidir. Namazı terkeden dininin direğini yıkmış olur. Zekât ise Ebu Derda (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ifadesiyle:
“İslâm’ın köprüsüdür.” (Taberanî, el-Mu’cemu’l-Evsat, No: 8932; 9/432; Beyhekî, Şuabu’l-İman, No:2752, 3/20) Bu köprüden geçmeyen kurtuluşa eremez. Toplum hayatının huzur ve saadeti için çok büyük önem taşımaktadır.
Zekât hicretin ikinci yılında Ramazan orucundan evvel farz kılınmıştır. Zarurat-ı diniyyeden sayılı, muhkem bir farizadır. Farziyeti: Kitap, sünnet ve icma-ı ümmetle sabittir. Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Namazı dosdoğru kılınız, zekâtı veriniz ve Resûlullah’a itaat ediniz ki ilahi rahmete kavuşturulasınız. (Nûr Sûresi: 56)
Abdullah b. Ömer (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur: ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacc etmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhari, İman:1,2, Tefsir; Sure:2; Müslim, İman:19-22; Tirmizi, İman:3; Nesai, İman: 13)
Ayrıca Cibril hadis-i şerifi diye bilinen hadis-i şerifte de Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“İslâm, ALLAH Teâlâ’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in ALLAH Teâlâ’nın Resûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâ’be’yi ziyaret etmen, hac yapmandır.” (Müslim, İmân: 40, 1/37, Buhârî, İman:37)
Görüldüğü üzere her iki hadis-i şerifte: “Zekât” ibadeti İslâm’ın beş temel esası arasında zikredilmiştir. Hakiki Müslüman olabilmek için işbu beş temel esası yapmak zaruridir.
Talha b. Ubeydullah (R.A.)’den rivayete göre: Necd ahalisinden saçı darmadağınık, fakir bir kimse Resûlullah (S.A.V.) Efendimize geldi. Uzaktan sesini karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet yaklaştı. Meğer İslâm’ın ne olduğunu soruyormuş. Bu suale karşı Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Bir gün bir gece içinde beş vakit namaz.” buyurdu.O zat:
- Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı? diye sordu.
Hayır, meğer ki kendiliğinden kılasın.” buyurdu. Ondan sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
Bir de Ramazan orucu.” buyurdu. O zat:
- Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz de:
Hayır, meğer ki kendiliğinden tutasın.” cevabını verdi. Talha dedi ki: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, zekâtı da ona söyledi. O zat yine:
- Üzerimde bundan başkası da olacak mı? diye sordu. Yine Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
Hayır, meğer ki kendiliğinden veresin.” cevabını verdi. Bunun üzerine o Necdî fakir zat:
- VALLAHi! Bundan ne fazla, ne de eksik bir şey yapacak değilim, diyerek arkasını dönüp gitti. Bunu duyunca Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
Eğer doğru söylüyorsa, felah buldu gitti.” buyurdu. (Buhari, Savm: 1, No: 1792, 2/669)
Abdullah b. Abbas (R.A.)’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Muaz b. Cebel (R.A.)’yu Yemen’e vali olarak gönderirken kendisine:
“Ey Muaz! Sen kitab ehli olan bir kavim üzerine vali gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey: ALLAH Teâlâ’ya ibadet etmek olsun. Onlar ALLAH Teâlâ’yı tanıdıkları zaman, ALLAH Teâlâ’nın onlara gündüz ve geceleri içinde beş vakit namaz farz kılmış olduğunu haber ver. Onlar bu namazları ifa ettikleri zaman da ALLAH Teâlâ’nın onlara mallarından alınarak fakirlere verilecek olan bir zekâtı farz kıldığını onlara haber ver. Ve sen, insanların mallarının en iyilerini almaktan da sakın.” (Buhari, Zekat: 40,63, Megazi: 60, Tevhid: 1; Müslim, İman: 29,31; Ebu Davud, Zekat: 5; Tirmizi, Zekat: 6; Nesai, Zekat: 46; İbn-i Mace, Zekat:1; A. b. Hanbel, 1/233; Darimi, Zekat: 1,9.)
Ebu Ümame (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
“Rabbinize ibadet ediniz! Beş vakit namazınızı kılınız! Ramazan ayındaki orucunuzu tutunuz! Beytinizi yani Kâbe’yi haccediniz! Mallarınızın zekâtını gönül hoşluğu ile veriniz ki Rabbinizin cennetine giresiniz.” (Ahmed b. Hanbel, No:21757, 5/262)buyurdu.
Süveyd b. Hacir (R.A.) dayısından naklen şöyle anlatıyor: Arafat ile Müzdelife arasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizle karşılaştım. Devesinin yularına yapışarak ricada bulundum:
- Ya Resûlellah! Beni Cennete yaklaştıran ve de Cehennemden uzaklaştıracak ameller nelerdir? Bana öğretir misiniz? Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
“ALLAH Teâlâ’ya yemin ederim ki, sen meseleyi özetleyerek sordun. Fakat büyük bir gerçekten, kelimelerle izahı uzun bir hakikatten söz ederek cevap istedin. O halde iyi dinle! Beş vakit namazı kıl, farz olduğunda zekatı ver. Kâbe’yi hac et ve bir de insanların sana yapmalarını sevip istediklerini onlara da yap, insanların sana karşı yapmalarını istemediklerini de onlara yapma! Öğreneceğini öğrendin. Artık devenin yularını bırak bakalım!” (Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir, No: 7284, 8/27 )
Diğer yandan da asırlar boyunca bütün müçtehitler de zekâtın farz olduğu hususunda icma etmişlerdir.
Binaenaleyh zekâtın farz oluşunu inkâr eden kişi kâfir olur. Eğer bu kişi İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında ise kendisi üç kere tevbeye çağrılır.
Zekâtı verenler dünyada ödenmesi gereken bir borçtan, ahirette ise azabtan kurtularak sevaba nail olurlar. Maalesef günümüz Müslümanlarının en çok unuttuğu ibadetlerden biri de zekâttır. Unutulan bir farzın yaşatılmasına Yüce Rabbimiz, elbette büyük sevaplar ikram ve ihsan edecektir.
Zekâtı vermeyenler ise büyük bir günah işlemiş olurlar. Zekât, malın temizliği için ALLAH adına fakirlere verilmesi gereken kısımdır. Zekatı verilmeyen mal kirli kabul edilir. Bu konuda ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde çok çarpıcı örnekler bulunuyor. Zekât borcunu ödemeyenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Altını ve gümüşü yığıp-biriktirip de onları ALLAH Teâlâ’nın yolunda harcamayanlar, mallarından zekât, hayır ve hasenat hakkını ödemeyenler... yok mu? İşte bunlara pek acıklı, elem verici bir azabı müjdele! O gün ki bu paralar, üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da, bunlarla o kimselerin alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak. Onlara denilir ki: İşte bu, kendiniz için toplayıp biriktirdiğiniz servettir! Artık saklayıp yığmakta olduğunuz şeylerin azabını haydi tadın bakalım!” (Tevbe Sûresi: 34-35)
Mehmet Talu Hocafendi / İtibarHaber