<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>CafeVizyon Forum</title>
		<link>http://cafevizyon.com</link>
		<description><![CDATA[Türkiye'nin Paylaşım ve Eğlence Platformu]]></description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Thu, 28 Aug 2008 15:26:26 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://cafevizyon.com/web/misc/rss.jpg</url>
			<title>CafeVizyon Forum</title>
			<link>http://cafevizyon.com</link>
		</image>
		<item>
			<title>Pizza</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27682&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:44:40 GMT</pubDate>
			<description>*Pizza 

Bir zamanların fakir yemeği... Napolili fırıncılar 250 yıl önce, ince hamurun üzerine birtakım malzemeler ekleyerek fakir insanlar için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b><div align="center"><font size="3"><font color="Blue"><font color="Red">Pizza </font><br />
<br />
Bir zamanların fakir yemeği... Napolili fırıncılar 250 yıl önce, ince hamurun üzerine birtakım malzemeler ekleyerek fakir insanlar için basit bir yiyecek pişiriyorlardı. Bu yiyecek soyluların da ilgisini çekince, eşsiz başarı öyküsü başladı. İşte Etrüsklerle başlayıp, bütün dünyaya yayılan pizzanın öyküsü...<br />
<br />
<img src="http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00432/imperiaflex_0_0_0.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Çıtır çıtır, sıcak dumanları tüten, maydanoz kokulu, üstünde erimiş mozarella, domates ve zeytinyağıyla pırıl pırıl yeşil-beyaz-kırmızı renklerde eşsiz bir lezzet. Yeşil-kırmızı-beyaz, yani İtalyan bayrağının renkleri... Pizzaların kraliçesi ve aynı zamanda da kraliçelerin pizzası &quot;Margherita&quot;dan söz ediyoruz. Bu pizza türüyle ilgili efsane, bizi 1889 yılındaki Napoli'ye, &quot;Pietro...e basta cosi&quot; (Peter ... ve Böyle Yeter) gibi tuhaf adı olan bir pizzacıya götürüyor. Raffaele Esposito'nun işlettiği bu restoranda gürültüden hiçbir şey duyulmuyor, ucuz şarap su gibi akıyor. Küfürler, bağrışmalar... O dönemde pizzacılar işçiler, gündelikçiler gibi sıradan Napolililerin gelip karnını doyurduğu hızlı yemek servisi yapan yerlerdi. <br />
<br />
<font color="Red">Fakirlerden zenginlere... </font><br />
<br />
Birkaç yüz metre ilerideki Palazzo di Capodimente'de, aynı gün bir başka insan grubu bir araya gelmişti. Ancak iki topluluk arasındaki zıtlıklar bundan daha fazla olamazdı. İtalya'nın genç kralı I. Umberto'nun sarayıydı burası. Normal koşullarda Torino'da yaşıyordu. Ancak Pantkot Yortusu'nda Kraliçe Margarete ile birlikte Napoli'deki sarayına gelmişti.<br />
<br />
alıntı<br />
</font></font></div></b></div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=45">Bunları Biliyormuydunuz?</category>
			<dc:creator>SiLas</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27682</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dünyanın en eski ve en güzel bilmecesi: Aşk...</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27681&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:39:39 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Dünyanın en eski ve en güzel bilmecesi: Aşk... 

 "Her şeyimsin" dediğimiz aşkımıza mümkün olsa da her şeyi verebilsek. Nedir bunun sırrı? İnsana en...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font size="3"><b><div align="center"><font color="Blue"><font color="Red">Dünyanın en eski ve en güzel bilmecesi: Aşk... </font><br />
<br />
 &quot;Her şeyimsin&quot; dediğimiz aşkımıza mümkün olsa da her şeyi verebilsek. Nedir bunun sırrı? İnsana en imkânsızı bile tereddütsüz yaptırabilen aşk, gücünü nereden alıyor? Bu sorular insanlık tarihi kadar eski. Son zamanlarda, bu tılsımın daha çok biyokimyasal ve genetik kaynağı üzerinde yoğunlaşıldı. Ancak, doğru yanıtı belki de, İlkçağ filozoflarının ve psikanaliz uzmanlarının çıkarımlarında aramak gerekiyor.<br />
<br />
<img src="http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00398/imperiaflex_0_0_0.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<font color="Red">Aşka ilişkin çeşitli efsaneler ve hikâyeler var. Bunların arasında en güzeli, Julia ve Valentinus ile ilgili olanı. </font><br />
<br />
3. yüzyılda, Roma tahtında II. Claudius oturuyordu. &quot;Zalim&quot; sanıyla tanınan imparator, savaş ve askerliğe tutkundu; her yetişkin erkeğin asker olmasını istiyordu. O kadar ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi, yani aşkı bile yasaklamıştı. <br />
<br />
Romalıların 12 tanrıya tapmalarını, aksi davrananların, özellikle de Hıristiyanlarla ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacağını duyurdu. Bu emre uymayanlar arasında, Aziz olarak bilinen filozof Valentinus da vardı. Vaazlar veriyor, imparatorun hatalı olduğunu anlatıyordu. <br />
<br />
Sonunda idamla cezalandırılmak üzere hapse atıldı. Gardiyan, Valentinus'un İsa ile ilgili anlattığı öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, görmeyen kız kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirdi. Julia zeki ve güzel bir kızdı. Valentinus ona tarih, aritmetik, doğa ve dini anlattı. Genç kız da, dünyayı azizin gözleriyle görmeye başladı. Ama bir gün, tüm bu anlatılanları gerçekte de görmek istediğini söyledi. Birlikte tanrıya dua ettiler. <br />
<br />
Julia görmeye başladı; ancak, ertesi gün Valentinus'un ölüm emri geldi. Aziz, Julia'ya son bir not yazdı; ona Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütledi. Notun sonunu da &quot;Senin Valetinus'undan&quot; diye imzaladı. Ertesi gün, yani 14 Şubat 270'te, mektup Julia'ya ulaştı. Julia, Valentinus'un mezarının yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı dikti. Günümüzde sevgi ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması, işte buradan kaynaklanıyor. <br />
<br />
Kuşkusuz büyük aşklar, bu efsaneden sonra ortaya çıkmadı. Üstelik, sadece insana özgü de değil. Sırlarla dolu bu olguda, tanrılar da dahil birçok etmenin parmağı var.<br />
<br />
Afrodit'in doğumu büyük sevinç yaratmıştı. Aşk ve güzellik tanrıçası dünyaya geldiğinde, gökyüzünün diğer sakinleri müzik, dans eşliğinde nefis yiyecek ve içeceklerin yendiği coşkulu bir şenlik düzenlediler. Tanrılar doyasıya eğlendiler, hiçbir taşkınlıktan kaçınmadılar. Özellikle de, her derde deva hünerleri olan bolluk tanrısı Poros, şaraba hakkını vermişti. Kısa süre sonra bir köşede sızıp kaldı. <br />
<br />
Başka bir köşede, bu anı bekleyen yoksulluk tanrıçası Penia hemen harekete geçti ve Poros'u baştan çıkardı. Penia hamile kaldı ve Eros'u dünyaya getirdi. Eros da annesi gibi meteliksiz bir yaşam sürdü. Geceleri doğa ananın kucağında ya da kapı eşiklerinde yatıyordu. Ancak, babasına çeken tarafıyla da hep güzelin, iyinin ardındaydı. Yürekli, atılgan, dayanıklı ve yaman bir avcıydı; hep tuzaklar kurdu. <br />
<br />
Fikirlere, buluşlara düşkündü ve büyücülükte eşsizdi. Aslında ne ölümlü ne de ölümsüzdü. Aynı günde bolluk içinde gelişir, yaşar, birdenbire ölür; sonra yine babasının doğası gereği bir çaresini bulup dirilirdi. Bu nedenle sevgi, ne yokluk içindedir, ne de varlık içinde... Sevgi hiçbir zaman kanmıyordu. O, hep arayan ve arzulayan bir duygu oldu.<br />
<br />
Yunanlı filozof Platon (M.Ö. 427-347), şehvet dolu bedensel arzuların, yani Eros'un ortaya çıkışını anlattığı ünlü eseri &quot;Şölen&quot;de, neşeli ve çizgi dışı Eros aracılığıyla, aşka, ilk anda anlaşılması zor bir bakış açısı kazandırıyor.<br />
Günümüzde &quot;aşk&quot; ve &quot;neden aşık oluyoruz?&quot; gibi soruların yanıtını bulabilmek için daha çok tıbbi araştırmalara yöneldik. Eş ararken göz önünde bulundurduğumuz kriterleri, genler ve kromozomlarla açıklamaya çalışıyoruz. <br />
<br />
Küçümsenemeyecek payları olduğu kesin; ancak, söylediğimiz gibi sadece payları var... Bu nedenle aşkın kaynağını bulmak için geriye, tekrar Platon'a dönelim. Platon, aşkın güçlü bir yaratık (daimon) ve insanlar ile tanrılar arasında bir elçi olduğunu söylemiş. Filozofa göre, aşkın dünyevi ve uhrevi bir boyutu var. Daha sonraki yüzyıllarda psikanaliz uzmanları, bunu bilinçli ve bilinçsiz boyut diye tanımlıyorlar. <br />
<br />
Platon bir başka çıkarımda daha bulunmuştu. Aşka ihtiyaç duyulmasının bir nedeni de yoksulluk, fakirlikti. Dolayısıyla, bizlerde bir eksiklik duygusu ve aynı zamanda da tamamlanma arzusu yaratıyordu. <br />
&quot;Her yer çok karanlıktı. Birbirimizin gözlerini bile göremiyorduk. Ama bu her şeyi daha da kolaylaştırıyordu,&quot; diye başlıyordu genç kız günlüğünün sayfasına. &quot;Beni seviyor musun?&quot; diye sordu, başımla olumlu yanıt verdim. <br />
<br />
Daha fazlasını yapamadım. 'Söyle bana' dedi, ama hiçbir şey söylemedim. 'Yardım ister misin?' dedi. Onu o kadar çok seviyorum ki, neredeyse ağlayacaktım. Ona, bir daha bırakmamacasına sıkıca sarılmak istiyordum. Sonunda onu ne kadar çok sevdiğimi söyledim. Önce onunla, sonra da tek başıma; saatlerce ağlamak istedim. Böyle davranarak bana neler yaptığını bilmiyor. Bir gün gelecek, beni sevmekten vazgeçecek. Sevmekten vazgeçmek... Eminim ilk kez yapmıyordur. Çok deneyimli görünüyor. Ama, ben onu sevmekten asla vazgeçemeyeceğim. Özellikle de ne kadar çok sevdiğimi ona söyledikten sonra. Bu duygularım iki yıl öncesine ait. Onu hâlâ çok seviyorum. Ama, o beni artık sevmiyor.&quot;<br />
<br />
Birisi yüzünden niçin acı çekiyor ya da mutlu oluyoruz? Klinik psikoloji uzmanı Martin S. Bergmann, aşk konusunda yirmi yıl boyunca kapsamlı bir araştırma yaptıktan sonra bir teori geliştirdi. Bilim adamı, teorisini oluştururken psikoloji dalının sınırlarını fazlasıyla aşmış. <br />
<br />
Araştırmasına tarih, Mısırbilim, felsefe, edebiyat ve din konularında sayısız bilgiyi de katmış. Bergmann, sevgiliye bağlı acı ya da mutluluğun nedenini Platon'un düşüncelerinde arıyor: Filozof diyor ki, &quot;Ölümsüzlüğün peşinde koştuğumuz için sürekli üremek istiyoruz. Bu çırpınış, kahramanlık ve fedakârlık eylemlerinin de ateşleyicisi.&quot; Yani, kadınla erkek arasındaki ilişkiyi ilk alevlendiren etken, genetik yenilenme arzusu... Günümüzde yapılan araştırmaların sonuçları ve İlkçağ düşünürleri, bu konuda aynı görüşü paylaşıyorlar.<br />
<br />
<img src="http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00398/imperiaflex_0_2_0.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Aşk kelimesini yazı diline ilk alanların Mısırlılar olduğu sanılıyor. M.Ö. 1300'lü yıllardan sonra yazılmış 55 aşk şarkısı da Mısır kaynaklı. Kuşkusuz çok daha öncelerde de aşk şiirleri ve şarkıları vardı. Hem &quot;aşk&quot; hem de &quot;aşık olmak&quot; kelimeleri için ortak kullanıldığı düşünülen hiyeroglif, üç parçadan oluşuyordu: Kazma, ağız ve bir eli ağzının üstünde bir erkek figürü.<br />
<br />
Eski Mısır'da aşk öykülerini şiirlere döken ilk şairler, bugün kısmen bizim de kullandığımız mecazi bir anlatım geliştirmişlerdi. Aşkı, bizi avucuna alan ve hiçbir şekilde kendimizi savunma fırsatı vermeyen bir hastalığa benzetiyorlardı. İyileşme ancak sevgilinin, yani günümüz psikanalistlerin deyimiyle &quot;aşk objesi&quot;nin varlığıyla mümkün. <br />
<br />
Yunanlılar daha sonra, bereket tanrıçasını iki farklı aşk tanrısına ayırdılar. Şehvetli arzuları bir tarafa, aşk olarak yüceltilen duyguları diğer tarafa ayırarak, onlara kişilik kazandırdılar. Platon tarafından anlatılan ve girişte kısaca aktardığımız efsanede, aşkın simgesi Afrodit ve bedensel arzuların simgesi Eros ayrı kefelere konuyor. Çünkü İlkçağ'da yaşayan bilgeler, günümüzde aşık olmak diye tanımladığımız şeyi, hiçbir zaman sürekli bir ilişki şeklinde değerlendirmemişler. <br />
<br />
Aşk hayatı gazete sütunlarını günlerce işgal eden ünlü tenisçi Boris Becker de, Londra'da kaldığı otelde, temizlik görevlisi olarak çalışan Rus kızıyla yaşadığı birkaç dakikalık önemsiz serüveni, kesinlikle aşk olarak nitelendirmemişti. Bunun tamamen şehvetten kaynaklanan birkaç saniyelik bir seks serüveni olduğunu defalarca vurguladı. <br />
<br />
Psikanalist ve yazar Erich Fromm, yıllar önce &quot;<font color="Red">Sevme Sanatı&quot;</font> adlı kitabında, &quot;Dünya sadece, iştahlarımızı tatmin edebilmek için var&quot; değerlendirmesini yapmıştı. &quot;O, dev bir elma, dev bir şişe, dev bir meme. Biz ise, onun yolunu sonsuza dek bekleyen ve sürekli hayal kırıklığına uğrayan meme emmeye hazır bebekleriz.&quot; <br />
<br />
Seks ve aşk sürekli birbiriyle karıştırılıyor. &quot;Seks ve aşkın tüketime yönelik kötüye kullanımı, hayatı anlamlı kılan diğer şeylerin eksikliğinde, mutluluk olarak onların yerini doldurma görevi üstleniyor.&quot; Erich Fromm, bu &quot;yanlış yönlendirme&quot;yi, insanın bireyselliği ön plana çıkarma çabalarının hazmedilemeyen bir yan etkisi olarak değerlendiriyor.<br />
<br />
<img src="http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00398/imperiaflex_0_3_0.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Açıklamalarıyla, mitolojiden felsefeye geçiş yapan Platon, <font color="Red">&quot;Şölen&quot;</font> adlı diyalogunda, kahramanlarına birbiri ardına aşk şarkıları söyletiyor. Aşkın, yokluğun, özlemin ve şehvetin bir göstergesi olduğu görüşü, bu duyguyla ilgili kafamızda oluşan soruların aydınlanmasında büyük bir pencere açıyor. Sigmund Freud, psikanalizde bu görüşe &quot;yüceltme&quot; olarak yer verdi. <br />
<br />
Platon, aşkın, bölünmüşlük ile varlığımızdaki yalnızlık duygusunu kaldırmaya yönelik bir bütünleşme arzusu olduğunu da söylemişti. Platon'un bu düşüncesinin ardında yatan mitolojik öykü şöyle: Eskiden iki değil, üç cinsiyet vardı; erkek, kadın ve ikisinin birleşimi. Bu üç cinsiyetin de iki yüzü, dört kolu, dört bacağı ve iki cinsel organı vardı. <br />
<br />
Yani cinsiyetlerin birinde iki kadın, diğerinde iki erkek ve öbüründe de bir kadın-bir erkek bir aradaydı. İnsanın bu üç cinsiyetten oluşan ataları o kadar güçlü ve baskındılar ki, tanrılar için tehlike oluşturmaya başladılar. Zeus duruma müdahale etti. Onları ortadan ayırdı. Böylece ortaya heteroseksüeller, lezbiyenler ve homoseksüeller çıktı. <br />
<br />
Şölen'inde, &quot;Vücutları bu şekilde ikiye ayrıldıktan sonra, her iki yarı birbirini hep özledi. Her birimiz, bir insanın diğer yarısıyız ve herkes kendine uygun öteki yarıyı arıyor. Kendi yarısına rastlayan aşık, arkadaşlık, güven ve aşkın yarattığı o harika duygularla doluyor.&quot; <br />
<br />
Burada mutluluk olarak nitelendirilenler, daha sonra Dante'nin &quot;İlahi Komedya&quot; adlı eserinin &quot;Cehennem&quot; bölümünde karşımıza eziyet olarak çıkıyor. Cehennemin ikinci bölümüne atılan Francesca ve Paolo lanetlenmişler ve birbirlerinden ayrılamama cezasına çarptırılmışlardı. Yaşlı çiftler gibi, sürekli kavga ediyor, ancak birbirlerinden ayrılamıyorlardı. <br />
<br />
Hintliler ise, atalarını Kur'an ya da İncil'deki Adem gibi tek başına tasvir ediyorlar. İnsan, sürekli &quot;ben&quot;in &quot;biz&quot;e dönüşmesini özlüyor. Profesör Bergman, insanın ortaya çıkışını açıklamaya çalışan efsane ya da ayetlerden yola çıkarak, 3500 yıl önce batı dünyasında önemsenmeyen kültürlerde bile yer almasını, aşkın sadece belirli kültürler tarafından beslenen bir &quot;habitus&quot; (davranış) olmadığı hipotezine kanıt gösteriyor. <br />
<br />
Başka bir deyişle aşk, zamandan ve toplumsal yaşam formlarından bağımsız bir olgu. Bu konuda, çağdaş anlayış ile İlkçağ'daki düşünceler tamamen uyumlu görünüyor. Psikanaliz, günümüzde aşkı şöyle tanımlıyor: Aşk objesine duyulan özlem, erken çocukluk dönemine ait sevilen objelere (genellikle anne ve babalar) yeniden kavuşma isteğinden doğuyor. <br />
<br />
Freud aşkı böyle tanımlıyordu. 1913 yılında doğan ve New York Freudian Society üyesi Bergmann, meslektaşı Freud'dan bir adım daha ileri gidiyor. Erkek ya da kadındaki bir araya gelme isteğinin, çocuklukta yaşanan yaralayıcı deneyimlerin yeni bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinden de etkilendiğini söylüyor. Duygusal dünyasında tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, kısa süre içinde, annesinin memesi, ebeveynlerinin ilgisi gibi ona huzur ve mutluluk veren kaynakların sınırsız ve sonsuza kadar emrinde olmadığını öğreniyor. <br />
<br />
Gelişimi sırasında bir başka deneyim daha elde ediyor: Zevk veren şeyler, kendisinin parçası haline geliyor. Yani onu mutlu eden şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılıyor ve bölünmüşlük duygusu geçici olarak ortadan kalkıyor. Çocuk, bir başkasının ona yönelmesiyle kendini bir bütün ve mutlu hissediyor.<br />
<br />
<img src="http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00398/imperiaflex_0_4_0.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Aşık olduğumuzda biz de böyle davranıyoruz. &quot;Sen benimsin ve her şeyimsin&quot;, &quot;sensiz bir hiçim&quot;, &quot;sen benim için hava ve su gibisin&quot;. Bebekken bizimle ilgilenen kişinin bize sağladığı mutluluk duygusunu yaşamımızın sonraki bölümlerinde de sürekli arıyoruz. Freud, sevgili seçerken, küçük yaşlarda elde edilen deneyimlere bağımlı hareket ettiğimizi ileri sürüyor.<br />
<br />
Çocuk, büyüklerin sahip olduğu ayrıcalıkları bir an önce tadabilmek için hemen büyümeyi ister. Psikanalitik açıdan bakıldığında, yetişkin olma yolundaki bir sonraki basamağa çıkmayı sağlayan da işte bu istek. Ancak, bu sırada bir başka güç daha giriyor devreye. Bu, tam aksi yönde işleyen ve sürekli çocuk kalmayı isteyen bir güç. &quot;<font color="Red">Minik kedim&quot; </font>&quot;<font color="Red">yavrucuğum&quot;</font>, <font color="Red">&quot;bebeğim&quot;</font> gibi sevimli ve karşısındakini minik bir çocuk gibi okşayan hitaplar açık mesajlar veriyor.<br />
<br />
<font color="Red">Profesör Bergmann</font>'a göre, aşık olurken ve hayat arkadaşını seçerken, insanları, bu zıt güçlerin birbiriyle etkileşimi yönlendiriyor. Aşk, insanı bir an önce yetişkin olma, başkalarının sorumluluğunu üstlenme ve bir aile kurmaya zorluyor. Öte yandan da, çocuklukta yaşadığı, ancak daha sonra kaybettiği mutluluğa yeniden kavuşma ve kendisi ile öteki yarısı arasındaki sınırları kaldırma isteği doğuruyor.<br />
<br />
Bergmann'ın teorisine göre, aşık olma süreci sırasında, önce hayatımızda bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapılıyoruz. Bu duygu, ergenlikte giderek güçleniyor. Böylelikle yeni bir aşk objesine ilgi gelişiyor. Ve aramaya başlıyoruz. Ararken, herkes kendince taktikler deniyor. Büyükler, sık sık gençlerin giyim zevklerini eleştirirler. Düşük pantolonlar, göğüslere, göbeğe ya da bacaklara dikkat çeken giysiler, çarpıcı renkler, ilginç saç kesimleri... <br />
<br />
Oysa, kendi gençliklerine dönüp baktıklarında, kaşmir kazağı, büzgülü eteği ya da ipek gömleği aynı gerekçeyle giydiklerini hatırlayacaklardır. <br />
Kalp atışlarının hızlandığı, kulakların uğuldadığı, uykusuzluğun başladığı, yani aşık olmakla bağlantılı bütün o mutluluk veren sıkıntıların yaşandığı dönemde, aşık olan kişi, yani kendini eksik hisseden taraf, bütünü oluşturabilmek için karşıya göndermesi gereken sinyalleri ve geriye yansıyanlardan ipuçlarını nasıl değerlendireceğini öğreniyor. <br />
<br />
Aşkın gelişmesinde, tamamlayıcı nitelikler kadar benzerlikler de önemli rol oynuyor: müzikte, sporda ortak zevkler, ortak bir dünya görüşü... <br />
Artık aşk denizinin o dev dalgası kişiyi alıp eşsiz bir dünyaya götürmüştür. Tüm araştırmalara rağmen neden aşık olduğumuzu her yönüyle açıklayamasak da, bu bilmecenin bizlere inanılmaz acılar, heyecanlar ve mutluluklar yaşattığı kesin...<br />
<br />
alıntı<br />
<br />
</font></div></b></font></div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=201">Aşk</category>
			<dc:creator>SiLas</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27681</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aşk ve tutkular</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27680&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:34:11 GMT</pubDate>
			<description>*Aşk ve tutkular 

Aşk duygusu her yerde aynı; ama her toplum onu farklı yaşıyor. Aşkın yörüngesi, dünyanın çeşitli bölgelerinde, yeşerdiği toprağın...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="3"><div align="center"><b><font color="Blue"><font color="Red">Aşk ve tutkular </font><br />
<br />
Aşk duygusu her yerde aynı; ama her toplum onu farklı yaşıyor. Aşkın yörüngesi, dünyanın çeşitli bölgelerinde, yeşerdiği toprağın kültürünün, törelerinin, geleneklerinin ve tabularının süzgecinden geçiyor. İşte aşk duygusunun evrensel panoraması...<br />
<br />
<img src="http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00427/imperiaflex_0_0_0.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<font color="Red">Aşkı toplum belirliyor </font><br />
<br />
Coşkular, binlerce yıldan beri ritüeller, kurallar ve yasaklar tarafından bastırılıyor. Her şeyi onlar düzenliyorlar, hatta aşkın doğasına tecavüz bile ediyorlar. İşte bu &quot;en özel&quot; duygunun yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde nasıl yaşandığının öyküsü. <br />
<br />
Şilili ozan Pablo Neruda'ya göre &quot;Sevmek bir yolculuktur.&quot; Herkes yolunu kendi buluyor. Bazen haritasını unutuyor, bazen de birçoğunun geçtiği yolları izliyor. Ama aşk, asla yasa tanımıyor. Bu yüzden de tehlikeli sayılıyor. Çünkü o, bireysel özgürlüğün en uç noktasında yer alıyor. İşte bu noktada, toplumun bireye müdahale etmesi gerekiyor. Öyle de oluyor. Ve aşıkların yaşamları düzenlemeye koyuluyor. Aşkın serbestçe gelişmesine izin verilmiyor. Hemen katı çerçevelere hapsediliyor, baskılanıyor. Böylece, çağlardan beri töreler ve kurumlar, toplumsal gelenekler ve dinsel kurallar, aşıkları sarıp sarmalayıp duruyor. Her ne kadar, ünlü Latin düşünür Severinus Boethius &quot;Aşıkların yasasını kim yazabilir? Aşkın kendi yasadır.&quot; dese de, dünya yüzündeki birçok şey gibi, bu konuda da olması gereken ile olup biten arasında uçurumlar var. <br />
<br />
Bir aşk doğduğu anda, her halk bu durumu kendi anlayış ve kavrayış tarzıyla değerlendiriyor. Yani, bu durumda aşk, ancak çevresel kültürün belirlediği kurallara göre şekillenebiliyor. Sözgelimi, batıda iki genç sevgili arasında kıvılcımlanan aşk, genellikle evliliğe gidiyor. Ama, belediye ya da kilise nikâhıyla kutsanan bu tür bir birleşme evrensel değil.<br />
<br />
alıntı</font></b></div></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=201">Aşk</category>
			<dc:creator>SiLas</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27680</guid>
		</item>
		<item>
			<title>foruma klıp ekleme?</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27679&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:32:04 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://i245.photobucket.com/albums/gg67/nehircafe/adsz1-3.jpg 

Şarkımızın adınız boş kutucuğa yazıyoruz,ardından ara butonunu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img src="http://i245.photobucket.com/albums/gg67/nehircafe/adsz1-3.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div><br />
Şarkımızın adınız boş kutucuğa yazıyoruz,ardından ara butonunu tıklıyoruz.<br />
<br />
<br />
<img src="http://i245.photobucket.com/albums/gg67/nehircafe/adsz2-3.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Şarkımız geldı,Şimdi en altta solda sitende ekle ..üzerine tıklıyoruz linki kopyalıyoruz...<br />
<br />
<img src="http://i245.photobucket.com/albums/gg67/nehircafe/adsz3-3.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<img src="http://cafevizyon.com/resimler/tr.gif">&nbsp;<font color=red>Linkleri Sadece Üyeler Görebilir. <b><a href="register.php">Üye Olmak İçin Tıklayın...</a></font></b><br>
<img src="http://cafevizyon.com/resimler/en.gif">&nbsp;<font color=red>Only Registered Users Can See Links. <b><a href="register.php">Click Here To Register...</a></font></b><br />
<br />
linkimiz elimizde şimdi forumumuzda nereye eklememiz gerekli??<br />
<br />
<img src="http://img129.imageshack.us/img129/9369/adsz5vt8.png" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<div align="center"><embed src=http://www.izlesene.com/player2.swf?video=411686 width=520 height=390 type=application/x-shockwave-flash></embed></div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=3">Duyurular</category>
			<dc:creator>Nehir</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27679</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gökhan Türkmen - Dön (Dön; yüreğimde hasret, çaresiz kaldı...)</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27678&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 14:05:05 GMT</pubDate>
			<description>http://xml.truveo.com/eb/i/1535057463/a/83ffa4d892c4e8dbfb0e9b611cc8250b/p/1


Bir gözlerin vardı, gözyaşım kaldı
Bir yüreğin vardı, hatıran kaldı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><embed src=http://xml.truveo.com/eb/i/1535057463/a/83ffa4d892c4e8dbfb0e9b611cc8250b/p/1 width=520 height=390 type=application/x-shockwave-flash></embed><br />
<br />
<font size="5"><font color="DarkOrchid"><br />
Bir gözlerin vardı, gözyaşım kaldı<br />
Bir yüreğin vardı, hatıran kaldı <br />
Bir sözlerin vardı, sitemim kaldı <br />
Bir hayat aşkım vardı, gitti yarım kaldı <br />
Son bir acım vardı, o da sensiz kaldı <br />
Ah bu canım güllere yandı, sensiz nefes aldı <br />
Yar yalan değildi, bir rüya gibiydi<br />
Bitti yüreğimde acısı kaldı <br />
Dön; nasıl kimle nerdeysen <br />
Dön; beni biraz sevdiysen <br />
Dön; yüreğimde hasret, çaresiz kaldı </font></font></div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=97">Yerli Video Klipler</category>
			<dc:creator>YOLCUU</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27678</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Google Yazarken Dikkatli Olmak Lazım !</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27677&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 13:09:55 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Sık sık ziyaret ettiğimiz Google'ın adresini yanlış yazmak, tüm verilerimizi riske atıyor. İşte ayrıntılar;

Dünyanın en çok tıklanan siteleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Sık sık ziyaret ettiğimiz Google'ın adresini yanlış yazmak, tüm verilerimizi riske atıyor. İşte ayrıntılar;<br />
<br />
Dünyanın en çok tıklanan siteleri arasında yer alan Google'ın adresini yanlış yazmak başınızı ağrıtabilir.<br />
F-Prot ve F-Secure güvenlik firmaları tarafından yayınlanan duyuruda, &quot;<font color="Green">Googkle.com</font>&quot; adresi kullanıcılar için ciddi bir tehdit oluşturuyor. k ve l harflerinin yan yana olmasından dolayı kullanıcılar kolaylıkla &quot;googkle&quot; yazabiliyor ve bunun sonucunda da sistemlerine tehlikeli bir truva atı bulaşıyor.<br />
<br />
Güvenlik firmaları, kullanıcıları kesinlikle &quot;googkle.com&quot; sitesine girmemelerini konusunda uyarıyor.</b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=259">İnternet</category>
			<dc:creator>EmSaL</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27677</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BeŞ ZaMaN ArAsInDa BiR KaSiDe</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27676&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:53:10 GMT</pubDate>
			<description>*
Aşk henüz balçıkla kan arasındaydı: 

Ben saçlarını örüyordum bir ıssız gezegende, 
Daha yaşanmamış geceleri hayâl ediyordum, 
Bir yılkı atı gibi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font face="Georgia"><font size="5"><font color="DarkSlateBlue"><br />
Aşk henüz balçıkla kan arasındaydı: <br />
<br />
Ben saçlarını örüyordum bir ıssız gezegende, <br />
Daha yaşanmamış geceleri hayâl ediyordum, <br />
Bir yılkı atı gibi başıboş sıcaklığını <br />
Tutup geleceğe ben yediyordum. <br />
<br />
Aşk henüz bedenle can arasındaydı: <br />
<br />
Tâ gözlerinin içine bakıyordum bir ıssız gezegende, <br />
Yıldızları koyuyordum yerliyerine... <br />
Acıyı öğreniyordum, o muhteşem acıyı... <br />
Nefesimle çizgiler çiziyordum ellerine... <br />
<br />
Aşk henüz mekânla zaman arasındaydı: <br />
<br />
Göç arzuları mı ne kımıldıyordu içimizde? <br />
Kolların boynumdaydı, yüzün yüzüme değiyordu, <br />
Bir yasak ağacın gölgesindeydik ikimiz; <br />
Olgun şiirler dalları yere eğiyordu... <br />
<br />
Aşk henüz toprakla duman arasındaydı: <br />
<br />
Dokuz renkli kehkeşanlar dolaşıyordu çevremizde, <br />
Ben süt-beyaz teninden ay ışığını süzüyordum. <br />
Kalem yoktu, kâğıt yoktu, harf yoktu, <br />
Kirpik uçlarımla alnına bir şeyler yazıyordum. <br />
<br />
Aşk henüz gurubla tan arasındaydı: <br />
<br />
Bir ıssız gezegende fısıldaşıyorduk ikimiz, <br />
Sözün lezzetini tadıyorduk bir mercan kadehten, <br />
Deli yağmurlar dolduruyordu derin çukurları, <br />
Henüz denizler yoktu ben seni severken... <br />
 Dilaver CEBECİ</font></font></font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=139">Şiirlerimiz</category>
			<dc:creator>KırmızI KaleM</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27676</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mini-Cars Racing</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27675&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:45:12 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://i37.tinypic.com/14ne24w.jpg 
 
Mini-cars Racing Myplaycity tarafından hazırlanmış ücretsiz bir araba yarışı oyunudur.Çocukluğumuzda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><img src="http://i37.tinypic.com/14ne24w.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <br />
Mini-cars Racing Myplaycity tarafından hazırlanmış ücretsiz bir araba yarışı oyunudur.Çocukluğumuzda ellerimizde sürdüğümüz minik arabalar artık bilgisayarda ve klavyedeki parmaklarımızın üzerinde.<br />
 <br />
Kalemden barikatlar,cetvelten dönemeçlerle harika zaman geçirebileceğiniz bir oyun.Bilgisayar ortamında harika grafik ve ses efektleriyle beslenmiştir.Hız ve eğlenceyi birebir yaşayabileceksiniz.Ayrıca oyunun Top 10 listesi vardır.Yaptığınız yüksek skorları buraya kaydedebilirsiniz.<br />
 <br />
 <b>-İndir-</b><br />
 <img src="http://cafevizyon.com/resimler/tr.gif">&nbsp;<font color=red>Linkleri Sadece Üyeler Görebilir. <b><a href="register.php">Üye Olmak İçin Tıklayın...</a></font></b><br>
<img src="http://cafevizyon.com/resimler/en.gif">&nbsp;<font color=red>Only Registered Users Can See Links. <b><a href="register.php">Click Here To Register...</a></font></b></div>alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=103">Pc Oyunları</category>
			<dc:creator>Gull</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27675</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Back Alley Brawl</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27674&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:43:26 GMT</pubDate>
			<description>*Resim: http://i31.tinypic.com/s2gorr.jpg 
 
Altı farklı mekanda dövüşün. Tamamen eski konsol oyunları mantığında yapılmış bu oyunda tek amacınız...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b><img src="http://i31.tinypic.com/s2gorr.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <br />
Altı farklı mekanda dövüşün. Tamamen eski konsol oyunları mantığında yapılmış bu oyunda tek amacınız karşı tarafı alt etmek olacaktır. İki kişi karşılıklı olarak veya tek kişi bilgisayara karşı oyun modları ile tek kazanan olun.<br />
 <br />
Önerilen Sistem Gereksinimleri:<br />
1.2 GHz işlemci<br />
200 MB sabit dasik<br />
128MB RAM<br />
64 MB ekran kartı<br />
DirectX 8.0<br />
OpenGL 1.2<br />
Oyun çubuğu<br />
 <br />
 <font color="Red">-İndir-<br />
 <img src="http://cafevizyon.com/resimler/tr.gif">&nbsp;<font color=red>Linkleri Sadece Üyeler Görebilir. <b><a href="register.php">Üye Olmak İçin Tıklayın...</a></font></b><br>
<img src="http://cafevizyon.com/resimler/en.gif">&nbsp;<font color=red>Only Registered Users Can See Links. <b><a href="register.php">Click Here To Register...</a></font></b></font></b></div>alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=103">Pc Oyunları</category>
			<dc:creator>Gull</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27674</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fitness Frenzy</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27673&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:39:30 GMT</pubDate>
			<description>*Fitness Frenzy Oyunu Demo İndir Download  Yükle
 
 *Resim: http://images.gamecentersolution.com/box/1193_BvlGlass_200x200.jpg 
  
 * Spor Salonu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><font size="3"><font color="blue"><b>Fitness Frenzy Oyunu Demo İndir Download  Yükle<br />
 <br />
 </b></font></font><img src="http://images.gamecentersolution.com/box/1193_BvlGlass_200x200.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <font face="&amp;quot"> <br />
 <font color="Red"><b> Spor Salonu işletmeye ne dersiniz ? Sıkılmadan vakit geçirebileceğiniz çok güzel bir oyun daha. </b></font><br />
 <br />
 <br />
 <img src="http://img182.imageshack.us/img182/9185/1193thumb1ym6.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <br />
 <img src="http://img373.imageshack.us/img373/9607/1193thumb2pj4.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <br />
 <img src="http://img182.imageshack.us/img182/14/1193thumb3so6.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <br />
 <img src="http://img373.imageshack.us/img373/9996/1193thumb4pr5.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
 <br />
 </font><br />
 <font color="Blue"><b><img src="http://cafevizyon.com/resimler/tr.gif">&nbsp;<font color=red>Linkleri Sadece Üyeler Görebilir. <b><a href="register.php">Üye Olmak İçin Tıklayın...</a></font></b><br>
<img src="http://cafevizyon.com/resimler/en.gif">&nbsp;<font color=red>Only Registered Users Can See Links. <b><a href="register.php">Click Here To Register...</a></font></b></b></font></div>alıntı</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=103">Pc Oyunları</category>
			<dc:creator>Gull</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27673</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tut elimi sevgilim Düşüyorum</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27672&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:28:49 GMT</pubDate>
			<description>*. . .
*

*Hiç düşündünüz mü bir insanı ölüme iten sebepleri..

Hayal kırıklıkları.. Huzursuzluk.. Ümitsizlik...

Hani bir de güvendiğiniz dağlar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><div align="center">. . .</div></b><br />
<div align="center"><br />
<b><font face="Tahoma">Hiç düşündünüz mü bir insanı ölüme iten sebepleri..<br />
<br />
Hayal kırıklıkları.. Huzursuzluk.. Ümitsizlik...<br />
<br />
Hani bir de güvendiğiniz dağlar vardır.. Bi bakarsınız üzerini karlar örtmüş..<br />
<br />
Eser kalmamış o koskoca heybetli dağdan..<br />
<br />
Geçmişin izleri geleceğin korkusu...<br />
<br />
Gelecek acaba gerçekten gelecek mi diye düşündünüz mü hiç ?<br />
<br />
Kurduğunuz hayaller gördüğünüz düşler anlamsız geldi mi ?<br />
<br />
7/24 diz dize oturup en güzel anları paylaştığınız arkadaşınız kardeşim dediğiniz insan paranızı çaldı mı hiç..<br />
<br />
İnsanlara güveninizin sıfırın altına düştüğü herşeyin altında bir art niyet arar hale geldiğiniz oldu mu.. Paranoya derecesinde..<br />
<br />
Neden yaşıyorum ki dediniz mi kendinize.. Hiçbirşey istediğim gibi gitmiyor sanki bu hayat benim değil dediniz mi hiç..<br />
<br />
Sonra da cevabı kendiniz verdiniz mi içiniz acıyarak.. &quot;Benim olmayan benim hiç olamamış bi hayat&quot;.. Ne işime yarar ki...<br />
<br />
Hiç... koskoca bir HİÇ olduğunuzu düşündünüz mü..<br />
<br />
Eliniz kolunuz bağlı kaldı mı.. Ama ömrünüz boyunca..<br />
<br />
Her an her saniye güçsüz hissettiniz mi kendinizi...<br />
<br />
Canınızdan bezdiniz mi.. Nefes almak içinizi acıttı mı..<br />
<br />
Her nefesinizde sanki ciğerlerinize hava değil de ateşler doldu mu..<br />
<br />
Boğazınızda düğümlenen her kelime gözlerinizden damla damla döküldü mü..<br />
<br />
Nefret ettiniz mi kendinizden.. Ölümü hiç düşündünüz mü.. Ölsemde kurtulsam dediniz mi...<br />
<br />
Ardından öteki alemi düşünüp ne ölümdür benim kurtuluşum nede yaşamaktır diyip lanet ettiniz mi hiç...<br />
<br />
Yine eliniz kolunuz bağlı..<br />
<br />
Ne ölüm kurtuluş ne de yaşamak..<br />
<br />
Gel gitlerde kayboldum..<br />
<br />
Tut elimi sevgilim Düşüyorum..</font></b></div></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=139">Şiirlerimiz</category>
			<dc:creator>EmSaL</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27672</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bİz Bunu İstemedİk Kİ</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27671&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:25:40 GMT</pubDate>
			<description>*Iki boyaci olan Temel (kisa boylu) ile Idris (uzun boylu), bir bayrak diregi boyama isini almislar. Bu is icin ne kadar boya alacaklarini hesaplamak...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="3"><font color="Purple">Iki boyaci olan Temel (kisa boylu) ile Idris (uzun boylu), bir bayrak diregi boyama isini almislar. Bu is icin ne kadar boya alacaklarini hesaplamak icin diregi olcmeye calismislar. Capini olcmek kolay olmus ama yuksekligi?? Onu olcmek icin Temel Idris'in omuzlarina cikmis ama diregin tam tepesine ulasamamis. Idris;<br />
'Ben senden uzun boyluyum. Bir de ben deneyim' deyip Temel'in omuzlarina cikmis ama gene ayni sonuc... Oturup ne yapacaklarini dusunurken yanlarina iri-yari bir adam yaklasip ne yaptiklarini sormus. Temel'le Idris sorunu anlattiktan sonra, adam diregi yerden guc bela sokup yere yatirmis. Boyunu olcup tekrar yerine diktikten sonra yoluna devam etmis. Gittikten sonra Idris'le Temel bakisip gulusmusler:<br />
'Aptal herife bak! Biz ona yuksekligini sorduk o bize uzunlugunu verdi.'</font></font></b>:confused::)</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=153">Fıkralar</category>
			<dc:creator>Gull</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27671</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Unutkan Temel</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27670&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:23:08 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Temelde aşırı bir unutkanlık başlamış.Bu rahatsızlığı sebebiyle doktora gitmiş.Doktor Temel'e nesi olduğunu sormuş.
Temel:
-son günlerde çok unutkan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="3"><font color="Purple">Temelde aşırı bir unutkanlık başlamış.Bu rahatsızlığı sebebiyle doktora gitmiş.Doktor Temel'e nesi olduğunu sormuş.<br />
Temel:<br />
-son günlerde çok unutkan oldum herşeyi çok çabuk unutuyorum demiş.<br />
Doktor:<br />
-hımm peki ne zamandan beri bu durum var?<br />
Temel:<br />
- ne durumu doktor bey?</font></font></b>:confused:</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=153">Fıkralar</category>
			<dc:creator>Gull</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27670</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Herkes Biliyor</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27669&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 12:19:56 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*
Temel, Paris'te bir dükkâna girmiş. Bakmış, dükkânın bir köşesinde harika bir papağan... Hayran hayran seyrederken, dükkân sahibi yanına gelip, "Bu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="3"><font color="Purple"><br />
Temel, Paris'te bir dükkâna girmiş. Bakmış, dükkânın bir köşesinde harika bir papağan... Hayran hayran seyrederken, dükkân sahibi yanına gelip, &quot;Bu harika bir kuştur, karşısına geçene bakar ve ona nasıl birisi olduğunu söyler&quot; demiş. Temel, papağanın karşısına geçer geçmez, kuş &quot;Sen aptalsın&quot; demiş. Temel, papağanı satın almak istemiş, ancak adam satılık olmadığını söylemiş. Bunun üzerine Temel, papağanın yumurtalarından rica etmiş. Adam, &quot;yarın gelin verelim&quot; demiş. Ertesi gün gittiğinde Temel'e üç tane yumurta vermiş. Temel derhal Trabzon'a dönmüş, eş-dost, akraba, komşu kim varsa toplamış ve papağanın özelliklerini anlattıktan sonra, gururla yumurtaları göstermiş ve hep birlikte yumurtaları kuluçkaya yatırmışlar. Bir süre sonra, yumurtalardan birisi çatlamış ve içinden normal bir tavuk civcivi çıkmış. Bir anlam verememişler. Fakat, ikincisinden bir bıldırcın, üçüncüden de keklik çıkınca, Temel'in tepesi atmış. Uçağa atladığı gibi varmış Paris'e, dükkânı bulmuş, dalmış içeriye... Papağan, Temeli görür görmez, &quot;Sen salaksın&quot; demiş. Temel daha da kızmış ve &quot;Ula baa bak&quot; demiş, &quot;benum salak olduğumi burda bi sen bileyisun, ama senun orosbi olduğuni Tirabizonda cümle âlem bilıyi&quot;.</font></font></b>:p:)</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=153">Fıkralar</category>
			<dc:creator>Gull</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27669</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gülmek ..</title>
			<link>http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27668&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 11:20:35 GMT</pubDate>
			<description>Resim: http://img338.imageshack.us/img338/6586/cocuk2lc1.jpg 
  
Bir gülümseme ; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.

Resim:...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://img338.imageshack.us/img338/6586/cocuk2lc1.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
  <br />
Bir gülümseme ; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.<br />
<br />
<img src="http://bp3.blogger.com/_k0uLfcpU3mE/SBEVoDnIcKI/AAAAAAAAAoU/ukbA99Bn8xg/s400/%C3%A7o%C3%A7uk+%281%29.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; iç dünyamızın güzelliklerini , dışa yansıtır.<br />
<br />
Bir gülümseme ; bir külfeti yoktur , fakat çok şey kazandırır.<br />
<img src="http://bp2.blogger.com/_k0uLfcpU3mE/SBEVnznIcJI/AAAAAAAAAoM/VXrapW3KMAE/s400/%C3%A7o%C3%A7uk.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; evde saadet , iş yerinde muvaffakiyet.<br />
<br />
Bir gülümseme ; başkalarına ikramda bulunmak demektir.<br />
<img src="http://bp0.blogger.com/_k0uLfcpU3mE/SBEV3TnIcQI/AAAAAAAAApE/cEkopMjurkE/s400/%C3%A7o%C3%A7uk+%287%29.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; vereni fakirleştirmeden , alanı zenginleştirir.<br />
<br />
Bir gülümseme ; bir an sürer , bazen ise ebediyen yaşar.<br />
<img src="http://bp3.blogger.com/_k0uLfcpU3mE/SBEV3DnIcPI/AAAAAAAAAo8/FmHu68tYSRw/s400/%C3%A7o%C3%A7uk+%286%29.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; yorgun olan insanı dinlendirir.<br />
<br />
Bir gülümseme ; ümitsiz olana neşe ve hayat bahşeder.<br />
<img src="http://bp2.blogger.com/_k0uLfcpU3mE/SBEV2znIcOI/AAAAAAAAAo0/UjL1ey1iMrA/s400/%C3%A7o%C3%A7uk+%285%29.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.<br />
<br />
Bir gülümseme ; satın alınmaz , rica ile elde edilemez.<br />
<img src="http://korzik.net/uploads/posts/1177938155_05.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; ödünç verilmez , çalmak da mümkün değildir.<br />
<br />
Bir gülümseme ; kendiliğinden verilmedikçe işe yaramaz.<br />
<img src="http://80.237.205.52/r/2007/08/20070806_1186357647_770ax290os-b.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir. <br />
<br />
Bir gülümseme ; sevgi köprülerini sağlamlaştırır.<br />
<img src="http://img509.imageshack.us/img509/1627/bebekler2031tn8.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; bazen bir hayat kurtarır.<br />
<br />
Bir gülümseme ; bazen bir savaşı da önler.<br />
<img src="http://img512.imageshack.us/img512/8223/normal687e2ao5.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; bazen gülümsemeyemeyeni gülümsetir.<br />
<br />
Bir gülümseme ; sadaka yerine geçer , sevap kazandırır.<br />
<img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/26/17/5000000002617473.gif" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümsemeyi , gülümsemeye ihtiyacı olana bol bol verin.<br />
<br />
Bir gülümsemeye, gülümseyemeyenlerin ihtiyacı olduğunu unutmayın!<br />
<br />
<br />
<img src="http://bp0.blogger.com/_k0uLfcpU3mE/SBEVoTnIcLI/AAAAAAAAAoc/Ab42NFCBTNw/s400/%C3%A7o%C3%A7uk+%282%29.jpg" border="0" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bir gülümseme ; için hiç kimse , ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir.<br />
<br />
<br />
İKİ İNSAN ARASINDAKİ EN KISA MESAFE GÜLÜMSEMEKTİR<br />
<br />
<br />
<br />
<b><font color="Black"><font face="Comic Sans MS">BiR TEBESSÜM HiKAYESi <br />
<br />
Küçük kiz,hüzünlü bir yabanciya gülümsedi. Bu gülümseme adamin<br />
kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava icinde yakin<br />
geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini<br />
hatirladi.Hemen bir not yazdi,yolladi.<br />
<br />
Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki,her ögle yemek yedigi<br />
lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti. Garson kiz ilk defa<br />
böyle bir bahsis aliyordu.Aksam eve giderken,kazandigi paranin bir<br />
parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti.<br />
<br />
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki...iki gündür bogazindan asagi<br />
lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman<br />
bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi<br />
ki, bir saçak altinda titreyen köpek yavrusunu görünce,kucagina<br />
aliverdi.<br />
<br />
Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sicak odada<br />
sabaha kadar kosusturdu.Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar<br />
sardi.Bir yangin basliyordu.Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya<br />
basladi ki,önce fakir adam uyandi, sonra bütün apartman halki...<br />
<br />
Anneler,babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip,<br />
ölümden kurtardilar ...<br />
<br />
Bütün bunlarin hepsi,bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir<br />
tebessümün sonucuydu.<br />
<br />
MUTLU BiR GÜLÜMSEYiSiN YERiNi HiÇ BiR TATLI SÖZ TUTAMAZ<br />
</font></font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://cafevizyon.com/forumdisplay.php?f=147">Diğer Resimler</category>
			<dc:creator>Nehir</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://cafevizyon.com/showthread.php?t=27668</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
